Direniş Karnavalları: Geziden Üniversite İsyanlarına Anti Otoriter Sol

0

Gezi isyanında gördüğümüz neşe bizim karnavalımızdı ve kökleri Bektaşi ve hoca Nasrettin fıkralarında, karagöz geleneğindeydi. Ve o gelenek o orantısız zekâ bugünkü eylemlerde de ortaya çıkıyor. Sokaklarda polisten kaçan pikachu, dalga geçen dövizler olarak karşımıza çıkıyor. Tüm bunlar Türkiye’nin ağır başlı direniş ruhu ile çelişen genç enerjinin yansımaları. İkinci bir gezi olarak adlandırmayı tercih ettiğim Öğrenci ayaklanmaları bu ülkede geniş tabanlı bir anti-otoriter sol hareketin öncüsü olma potansiyeline sahip.

Dilaver Demirağ

1968 ayaklanması dünya başkaldır tarihinde bir öğrenci ayaklanması olarak bilinir. Bizim 1968’imiz de bir öğrenci isyanıydı ve Daniel Cohn Bendit’in bizdeki muadili Deniz Gezmiş, Almayandaki Baider Meinhoffun da muadili THKP-C oldu. Ancak Batının 68’i Anti Otoriter bir kimlik taşırken bizimkisi oldukça devletçi bir Stalinizm üzerine kuruluydu bunun yanında ulusal bağımsızlıkçı yönüyle de milliyetçi idi.

Doğrusu bizdeki oldukça ciddi 68’e karşılık ABD’li ve Avrupalı muadilleri oldukça neşeli, zıpır ve romantikti. Hayatı bütün boyutları ile kapsama arzuları yanında anti-otoriterilerdi. Hiçbir siyasi partiye eğilim duymuyorlardı komünistler bile onlara son derece bürokratça geldiğinden özellikle Avrupa’da bilhassa da Fransa da sol eğilimleri Anarşistlerle buluştu ve 68 öğrenci ayaklanması anti-otoriter özgürlükçü bir sosyalizm anlayışına hayat verdi. ABD’de ise bir karşı kültür üretti ve modern ekoloji hareketinin hatta 90’ların moda felsefi akımı postmodernizmin temellerini attı.

Biz de Avrupa’daki 68 gençlik hareketi Gezi isyanıyla başladıysa da hem kuşaksal mayalanmalarını, hem de anti otoriter yönelimlerini 90’lardaki ve 2000’lerdeki Yeşil parti tecrübelerinden aldı diyebilirim.

Öncelikle yeşiller partisinin ikinci örgütlenmesi gençlerin yöneldiği bir partiydi 78 kuşağından kurucular kadar 80’ler de doğan gençlerin de kurucusu olduğu en genç en kadın partiydi. Ama yanlış liderlik ve Avrupa özellikle de Alman Yeşiller partisinin gölgesinden kurtulamaması örgütlenmesini derinleştiremedi. Özellikle sol liberal kimlikli liderlik nedeniyle Yeşiller Partisi gezi ayaklanmasıyla buluşamadı o gençleri kendine çekemedi. Oysaki gezi isyanı ideolojik olarak en fazla Yeşillere yakındı. Öyle ya da böyle Yeşiller Partisi dönüştürücü liderlik edici bir parti olmasa da Gezi isyanına ideolojik anlamda çok tortu bıraktı. Hem ilki hem ikincisi. Ama partinin lider kadrosunun ufku militan ruhtan yoksun orta sınıf konformizmi nedeni ile hareketi alıp sürükleyemedi oysaki bunu yapabilecek tek siyasi partiydi.

Hem hâlihazırdaki öğrenci gençlik ayaklanmalarındaki geç z kuşağı hem de onların ağabey ve ablaları olan Gezi İsyancıları bizlerin yani 78 Kuşağı ve devamının çocukları. Anti-otoriterliklerini büyük oranda yetişme biçimlerinden alıyorlar. 78 Kuşağı genel olarak baskısız özgür çocuklar yetiştirdiler. Eşit ebeveynler oldular. O yüzden de anne ve babalarının tersine Otorite, baskı tipolojisi Erdoğan onların nefret sembolü.

Z Kuşağı CHP ile Örtüşemedi

Türkiye’deki Yeşiller Partisi ise kurucu kadrolar olarak 78 kuşağının bir ürünü. Gezi isyancıları da, şimdiki genç isyan da bu kuşağın çocukları. Yeşiller Hareketi de Gezi hareketi de esas olarak bir orta sınıf hareketi. Şimdiki gençler de çoğu kentli orta sınıf çocukları. Annelerinden babalarından edindikleri var ebeveynleri de asiydi. Kurulu düzene başkaldırmışlardı ve şimdi onların çocukları da kurulu düzene bu düzenin kurucu liderine kafa tutuyor.

Ancak bu çocuklar bizim kuşağın tersine dünyaya oldukça açıklar, çoğu en az bir yabancı dil biliyor. Yani eğitim kaliteleri bizimkinden yüksek. Dünyada olup bitenlerin farkındalar tüketim toplumlarında istediklerini elde etme duygusuna yani yapabilirsin duygusuna sahipler. Zıpırlık bu kuşakların ana özelliği, reklam kültürüne aşina olduklarından yaratıcı ve hiciv içeren sloganları ve dövizleri üretebiliyorlar. Özellikle son isyan dalgasındaki gençler dijital kültürün içine doğdular. Mobil telefon onların oyuncağı oldu. İnternet onlar için nefes aldıkları hava gibi.

Tam da bu nedenle CHP ile örtüşemediler. Gezideki ağabeyleri de örtüşememişlerdi. HDP’ye yönelmişti. Demirtaş bu kuşağın diline aşinaydı, Sırrı Süreyya Önder dozerin önünde durmasıyla idol olmuştu. Eğer gerçek bir Yeşiller Partisi olsaydı bugün gençlerle beraber mücadele veriyor olacağından gençlerin doğal mecrası olurdu. Yeşiller Partisi tam da bu gençler gibi anti otoriter olduğundan ve hem STK, hem ağ biçiminde bir hareket gibi olduğundan ama aynı zamanda taş gibi de bir siyasi parti olduğundan gençlerle buluşabilirdi. Ama yok yazık ki olmadığı için de bu isyan hareketi düzeni değiştirecek bir isyan dalgasına dönüşmedi. Lakin bu gençler bu ülkenin anti-otoriter yeni solunun öncüleriler. Bundan sonra siyasete önemli ölçüde onlar yön verecek onların yanına çekemeyen hiçbir siyasi partinin başarı şansı yok. Kimbilir belki de Alman Yeşillerine benzeyen anti-otoriter yeni sol örgütlenmeler onların eseri olacak.

Toparlarsam Avrupa 68 ayaklanması aradan geçen 50 yıldan fazla zamana rağmen biz de Gezi ile başladı. Hâlihazırda devam ediyor. Aradaki benzerlikler çok çarpıcı.

Karnaval Direniş Şenlikli İsyan

Karnaval esas olarak Orta Avrupa kültürüne özgüdür. Otoritenin askıya alındığı hazzın hayata kısa bir süre yön verebildiği bir zamansal kesintiyi ifade eder. 20 yüzyılın devrimlerine özellikle de sosyalist devrimlere baktığımızda Karnaval ruhunu şenlikli özellikleri göremeyiz. Oldukça sert ve otoriter isyanlardı, hepsi devrimle sonuçlanmasa da sarstılar. Batılı liberal demokrasi tam da bu direnişlerin, devrimlerin bir neticesi olarak doğdu egemen sınıfların kokudan ağzına gelecek bir hal yarattılar. Sermaye sınıfı vahşi sömürü şartlarını devam ettiremeyeceğini bunun kendileri için tamamı ile kayıplarla sonuçlanacağını biliyorlardı.

68 Başkaldırısı ile kendinden önceki direnişlerin farkı refah toplumuydu. Anne ve Babalarının sosyalist-komünist direnişleri ve Sovyet tehdidi neticesi uygulanagelen refah devleti politikaları ile tüketim toplumu birlikte gelişen iki olgu oldu. Bunun neticesi bebek patlaması oldu. 68 kuşağının bir diğer adı da baby boomer yani bebek patlamasıdır. Olağanüstü doğumlar nedeni ile bu adı aldılar. Bu doğum patlaması ile refah devleti arasında doğrudan bir bağ var.

Bu bebekler barış ve birçok büyük ülke için iyileşen ekonomi zamanında doğdu. Bu, televizyonların evlere girdiğini gören ilk nesildi. Televizyonun bu nesil üzerinde iki şekilde derin bir etkisi oldu. Birincisi, onlara dünyaya bakmak için ortak bir bakış açısı sağladı. Bu çağda büyüyen çocuklar yalnızca televizyonda izledikleri haberleri ve programları paylaşmakla kalmadı, aynı zamanda birbirlerinin dünyalarına da göz attılar. İkincisi, televizyon onların önemli kamusal etkinlikleri deneyimlemelerini sağladı. Kamusal eğitime daha geniş bir katılım sağlanıyordu ve bu da başka bir paylaşılan deneyim yaratıyordu. Zincir mağazalar ve franchise restoranlar, dünyanın farklı yerlerindeki insanlara paylaşılan alışveriş ve yemek deneyimleri getiriyordu.

1960’lar boyunca yaşanan toplumsal hareket dalgaları, 1968’de öğrenci olan kuşağın değerlerini şekillendirmeye başladı. Amerika’da, sivil haklar hareketi zirvedeydi, ancak aynı zamanda en şiddetli dönemindeydi, İtalya ve Fransa bir sosyalist hareketin ortasındaydı. Yeni Sol siyasi hareketi birçok Avrupa ve Güney Amerika ülkesinde siyasi çalkantılara neden oluyordu. Çin’de Kültür Devrimi zirveye ulaşmıştı. İngiliz savaş karşıtı hareketi güçlü kalmış ve Afrika bağımsızlık hareketleri sayıca artmaya devam etmişti. Polonya’da Mart 1968’de, Varşova Üniversitesi’nde öğrenci gösterileri, hükümetin Varşova’daki Polonya Tiyatrosu’nda Adam Mickiewicz’in ( Dziady, 1824’te yazılmış) bir oyununun “anti-Sovyet referanslar” içerdiği gerekçesiyle sahnelenmesini yasaklamasıyla başladı. Bu olaylar Mart 1968 olayları olarak anıldı. Bu daha sonraki öğrenci isyanlarının öncüsüydü.

Kadın kurtuluş hareketi, nesiller boyu kadınların küresel olarak eşitsiz bir şekilde güçlendirilmesinin statükosunu sorgulamasına neden oldu ve savaş sonrası baby boomer kuşağı evlilik ve annelikle ilgili önceliklerini yeniden değerlendirip tanımlamaya başladı. Barış hareketi, otoriteyi her zamankinden daha fazla sorgulamalarını sağladı. Üniversiteye başladıklarında, gençlerin çoğu kendilerini düzen karşıtı bir kültürle özdeşleştirdi ve bu, kampüslerde ve tüm dünyada yayılan isyan ve yeniden hayal etme dalgasının itici gücü oldu. 1968’deki üniversite öğrencileri ilerici, liberal siyaseti benimsediler. İlerici eğilimleri ve otoriteye olan şüphecilikleri, 1968’deki küresel protestoların önemli bir itici gücüydü.

1960’ların sonlarına doğru, Fransa’nın üniversite sistemi büyüyen öğrenci nüfusunu barındırmak için mücadele ediyordu ve akademinin katı yapısı, muhafazakâr toplumsal normlara yönelik daha geniş bir hoşnutsuzluk ortasında öğrencileri hayal kırıklığına uğratıyordu. Karşı-kültürel, anti-emperyalist, Marksist ve anarşist ideolojilerden ilham alan öğrenciler, kendilerini giderek kapitalizme ve otoriterliğe karşı devrimci bir mücadelenin parçası olarak görüyorlardı. Aynı zamanda, Fransız işçi sınıfı, büyümeye rağmen durgun ücretlerden ve kötü çalışma koşullarından memnun değildi. Başkan Charles de Gaulle’ün Beşinci Cumhuriyeti tarafından yönetilen siyasi düzen, birçok kişi tarafından modası geçmiş ve baskıcı olarak görülüyordu.

Mizahın Başkaldırısı

68 Başkaldırısı bu anti-otoriter iklimde doğduğundan hınzır ve şenlikli protestolarıyla daha sonra karşı küreselleşme hareketinde gördüğümüz karnavalesk yani neşeli, hazcı ve muhafazakârlık karşıtı bir renk taşıdı. Karnaval kahkahanın otoriteyi altüst ettiği altüst olmuş bir dünyadır. 68 başkaldırısındaki mizahi ton, barikatlarda çalan müzik, öpüşen genç çiftler tüketim kültürüne direnirken bile onun ayartmacı, hazcı ve yapabilirsin deyip sınırları geçme çağrısının kapitalist niteliğinden sıyrılmış haliydi. Tüketim kültürü karnaval geleneğinin asalağı olsa bile o geleneğin üzerinde yükselir.

Bizdeki gezi isyanında gördüğümüz neşe de bizim karnavalımızdı ve kökleri zen koanlarını andıran rasyonel aklı dumura uğratan Bektaşi mizahının, hoca Nasrettin fıkralarının, karagöz geleneğinin bu çağdaki veçhesiydi tüm bu saydıklarım bizim karnavalımızdı ve gezi ruhunda o karnaval tüm diriliği ile ayaktaydı. Gezi direnişi boyunca sürekli olarak gündeme gelen “isyancıların” ve “direnişçilerin” ortaya koyduğu mizahi performansıydı. Afişlerle, duvar yazılarıyla, şarkılarla, sloganlarla, Twitter temaşasıyla, sosyal medya paylaşımları, web siteleri ile direnişin mizahi yönü ön plandaydı. Direnişçiler eylemler boyunca İstanbul sokaklarını, Gezi Parkı’nı ve Türkiye’yi bir eylem ve karnaval mekânına çevirdiler.

Ve o gelenek o orantısız zekâ bugünkü eylemlerde de ortaya çıkıyor. Sokaklarda polisten kaçan pikachu, gaz maskeli semazen isyan gösterisi olarak karşımıza çıkıyor. Ya da gaz yemekten söz eden şarkılar, mizahi dövizler. Tüm bunlar Türkiye’nin ağı başlı direniş ruhu ile çelişen genç enerjinin yansımaları.

Gezinin bugüne el vermesinde yine ODTÜ’nün ön planda olması, devrimci gelenekle mizahın eşsiz buluşması ODTÜ’yü bir İsyan mekânı kılarken anti-otoriter sol ruhun da mayalandığı alan.

Çevre Hareketi, Genç Enerji ve Anti Otoriter Sol

Tüm bu eşsiz malzeme Ekoloji Hareketi ile buluşabilseydi bizde gerçek bir yeşil politikaya ve eşsiz ilerici bir karşı modernite kültürüne hayat verebilirdi ama yazık ki bizdeki ekoloji hareketi büyük oranda çevreci. Bu da önemli bir kısıt getiriyor. Dahası çevre hareketinde yeşil politikadaki radikal ruh eksik olduğu gibi genç popülasyon eksikliği de halihazırdaki öğrenci isyanını dönüştürüp devrimci bir başkaldırıya yöneltmesinin de imkanını ortadan kaldırıyor. Zaten Yeşil Direnişi saymazsak Türkiye’deki çevre hareketi gezi ruhunun bir yansıması değil. Daha önce yazdığım bir yazıda bahsettiğim gibi çevre hareketinin yüzü ihtiyar hem ana aktörler olan köylüler, hem de STK’ların çoğunun yöneticileri olarak. Dahası çevre hareketi hayvan hakları hareketine oranla daha bir erkek.

Tüm bunlar Türkiye’nin kendine özgü koşullarından kaynaklanıyor ve sanırım çevre hareketinin ağır başlılığı, söylemleri, eylemlerdeki artık kanıksanmış ve klasikleşmiş protesto tarzı ile (Yeşil Direniş’i yine dışarı da tutuyorum o tamamı ile Gezinin bir devamı) gençlere hitap edemiyor. Ama buna karşılık direnişin ön safında kadınlar var ve hareketin dışa yansıyan yüzü kadınsı. Bunda hareketin daha az hiyerarşik olması önemli bir paya sahip ve dahası çevre hareketi oldukça modern bir hareket ve Kemalist cumhuriyet hem ideoloji, hem yaşam tarzı olarak çevre hareketinde güçlü bir pozisyonda.

Hâsılı sınıfsal, kimliksel olarak oldukça modern ve ilerici olmasına karşılık çevre hareketi tam olarak Radikal değil ve daha ağır başlı, 78 kuşağının ağırlıkta olması nedeni hareket olması gerektiği kadar genç değil. Oysaki ideolojik olarak gençlere CHP’den de HDD’den de daha yakınlar. Ancak çevre hareketi Türkiye’nin en kapsamlı muhalefet hareketi olarak bundan sonraki yıllarda da etkin olmak istiyorsa hem dilini, hem kimliğini, hem popülasyonunu gençleştirmek zorunda ve şimdiki direnişçi gençleri kendine çekebilmeli.

Özetlersem şu süreçte ikinci bir gezi olarak adlandırmayı tercih ettiğim Öğrenci ayaklanmaları bu ülkede geniş tabanlı bir anti-otoriter sol hareketin öncüsü olma potansiyeline sahip.

Share.

About Author

Leave A Reply